Kendimi sorgulamaya 2006 yılında başladım. Hala bitiremedim, umarım da bitiremem tabii.
Doğru sebeplerle mi başladım bu sorulara emin değilim. Hani insanların hayatlarında onları etkileyen önemli şeyler olduğunda sorguya başlaması misali mi, onu bilmiyorum işte. Çok da önemli değil hoş neden bu yollara girdiğim. Sadece baştan başlamalık bir hesaplaşma olsun istedim.
Kendimi bildim bileli, “ben köpeklerimle yalnız yaşayacağım.” dediğimi hatırlıyorum. Herhalde yaş 10-12. Sonradan karşıma çıkan her örnekte, küçük yaşlarda yapılan planların bir şekil gerçekleştiğini gördüm. Herkes hayat planını öyle ya da böyle çiziyor, ama bazılarımız erkenden yapıyor bunu. Plan da değil, kendini bilmek bence. İçten gelen bir hisle söylüyoruz bunu.
Haaa, sonraları hep kendimi bilerek mi yaşadım? Tabii ki hayır. Belki de kendime ait bildiğim tek şey bu oldu. Başka isteklerim, kararlarım, planlarım, duygularım da oldu ama bu kadar net bildiğim tek şey, bana ait, nasıl bir hayat süreceğimdi.
Mesleğimi seçerken bile çevrem, ailem, imkanlar etkili oldu. Yanlış bir seçim olmadı iyi ki tabii. Çok severek yaptığım bir işim var. Şanslı olduğum bir gerçek.
Bir süre önce anladım ki, kendimizi nasıl tanımladığımız çok önemli. Ben kendimi anlatırken, en çok da kendime, hep bilinçli cümleler kurdum. Bugün olduğum ben olmak için de gerçekten çabaladım. Nasıl bir insan olduğumla nasıl olmak istediğim arasında gidip gelirken, kendimi, olmam gerektiği kişiye dönüştürdüğüme inanıyorum. İçimde olmasa belki zor olurdu, ama ilmek ilmek ördüm dedikleri böyle bir şey olsa gerek.
Kimseye bilerek zarar vermemeyi, kimseye ihtiyaç duymadan yaşamayı, sevdiğim ve içimden gelen şeyleri yaparken “millet ne der? dememeyi, kendimi sevmeyi ve önemsemeyi, öte yandan da herhangi biri olduğumu bilmeyi, egomla barışabilmeyi, hatalarımı kabul edip sevmeyi, yalnızlığı, kimseye hesap vermemeyi, gerekirse gidebilmeyi ve hep mutlu olmayı seçtim. Daha birçok şey var seçtiğim. Onlar başka bir yazının konusu.
Bunu yazmamın sebebi biraz da kafamı toplamak. Yine sormak, sorgulamak ve biraz da rahatlamak.
Mesela “iyi” nedir? Kim “iyi”‘dir? İyiliğimizin bir ölçüsü var mı? Ya da koşullara göre mi iyi ya da kötü diye değerlendiriliyoruz? Bir gün avazımız çıktığı kadar “YETEEEEEEER” diye bağırdığımızda tüm sevap puanları siliniyor mu?
Kendimiz için bir şey istediğimizde, başkalarının işine gelmediğimde “kötü” müyüz? Ya da birçok şeyi sırtlanırken ve ses çıkartmazken “iyi”yiz de, işler tersine döndüğünde “iyi”lik değişiyor mu?
Etrafımızdan alkış mı bekliyoruz? Beklemediğimizi sansak da acaba içten içe istediğimiz takdir edilmek, toplumun “İYİ” tanımlamasına uymak mı? Bu soru benim için çok kilit bir noktada şimdi.
Şimdiye dek yaptığım her “feda”-“kar”lığı istediğim ya da doğru olduğunu düşündüğüm için yaptım. Acaba ne “kar” bekledim? Teşekkür ya da minnet beklemediğimi biliyorum, ama “feda” kısmı bitince etrafın, hatta en yakınlarımın bile “iyi” -“kötü” terazisinde, “iyi” ayağı ağır basarken, “kötü” ayağının ağır basmasını beklemiyorum hayattan.
Bu seferki dersim de “kabullenme” olacak sanırım. Ben yine doğru bildiğimi yapacağım, benim doğrum başkalarına uymadığında da hayatımdan çıkacak o insanlar. Ben çıkartacağım demek değil bu. Zaten süreç genelde böyle işliyor. Benim sevgim, benim fedalarım, benim vazgeçmelerim üzerinde dönmemeli “benim dünyam.” Hayatıma saygı duymayan insanların hayatımda olmamasını seçiyorum. Beni olduğum gibi kabul etmeyenlerin yolu açık olsun. Kim olursa olsun fark etmez. Çünkü ben koşullar “uygun” olduğunda hayatımda olan kimseye ihtiyaç duymuyorum. Kimsenin benim için bir şey yapmasını, herhangi bir şey feda etmesini, zor durumda kalmasını da istemiyorum, ama benim zor durumumu önemsemeyen insanlar için de bir şey yapamayacağım artık.
Uygun zamanı ve uygun koşulları beklemek, herkese uyacak bir çözüm bulmak sadece benim sorumluluğum değil ve olsun da istemiyorum. Şimdiye dek öyle ya da böyle, başkaları mutlu ve rahat olsun diye üstlendiklerimin bana verdiği sıkıntı ve yükü taşımama kararımı da çok seviyorum.
Ben hızlı karar veren ve hızlı harekete geçen biriyim. İstediğimde çözüm bulabiliyorum her şeye. Sadece başkalarının ben yokmuşumcasına yaşamalarına çözüm bulamam. O çözüm bende değil. Olmasın da zaten. Hayatımda bana, benim istediklerime, benim huzuruma saygı duyan kişiler dahil olsun. Kimseyi değiştiremem, istemem de. Ama ben de başka biri için “istemezsem” değişmeyeceğim. Zaten buydu genelde yaptığım. Ama herkes ve kimse tanımlarım değişiyor zamanla. Herkes gerçekten herkes oluyor. Ne garip cümle değil mi? Hep ayrı tuttuğumuz kimseler olur ya hayatta, en büyük darbeler de oradan gelir ya… İşte herkesin içine dahil edilmeyen üç beş kişi de herkes oluyor bazı durumlarda.
Umarım kimse benim için “feda””kar”lık yapmaz. Umarım kimse ben mutlu olayım diye kendimden ya da hayatından vazgeçmez. Benim için en büyük yük bu. “Yeter ki sen mutlu ol, sen rahat et.” masalları olmasın benim hayatımda.
Sadece ne istediğimi, neye ihtiyacımın olduğunu anlayan insanlar olsun benimle. Ve hayatı paylaşmayı seçtiğim “can”larım. Dört ayaklı çocuklarım.
Leave a comment