Yine yazının başlığından yola çıkacağım, zira ne yazacağım hakkında en ufak bir “düzenli” fikrim yok.
Beynim masamın üstü gibi. Hep karışık. Masamı ya da evimi toplasam en fazla bir hafta. Düzensizlik düzenim olmuş. Bu laf da bir türlü düzen sağlayamayanların tesellisi olabilir. Kafamın içini bilgisayardaki file – folder kurgusuna benzetiyorum. Arka planda hep birkaç dosya açık. Sistemi yavaşlatıp yavaşlatmadığını bilmiyorum, ama kapatamıyorum da o dosyaları. En fazla klasörlerin içine atıyorum. Onun da işe yaradığı şüpheli.
Son yılların “popüler” özelliklerinden biri de “multi-tasking” olmak. Dikkat dağınıklığım olmasına tercih ettiğimden olsa gerek, multi-tasking” biri olduğuma inanıyor ve nerede bir yazı bulsam okuyorum. Çeşitli düşünceler var. Bir kısım “iyi” olduğunu söylüyor, bir diğer kesim ise “hikaye”. Birden fazla işe bir anda odaklanmanın, yapılan işlerin kalitesini düşürdüğü iddia ediliyor. Aksini bilmediğimden savunabileceğim bir durum da yok ortada. Hep birden fazla şeyle ilgilenir buluyorum kendimi. Çok sevdiğim bir filmi bile sonuna dek hareketsiz, dikkatim dağılmadan izleyemiyorum. İşte de aynı olay var. Bir işe başla, onun üzerinde odaklan, onu bitir, diğerine geç, değil mi? Yok, bende işlemiyor o sistem. Bir işe başlıyorum, aklıma başka bir iş geliyor, tüm işlerin listesini yapar buluyorum kendimi ve aynı anda birkaç şeyle uğraşıyor oluyorum.
Beni yoran bir şey mi bu, bilmiyorum. Dediğim gibi daha başkasını hiç yapamadım. Evi toplarken de aynı. Bir odadan başla, diğerine geç. Yok, o da olmuyor işte. Tam yarısında işlerin başka bir şeye kayıyor aklım ve ona geçiyorum.
En basitinden bir örnek; bu yazıyı yazıyorum ya, aklıma sayfa düzenini değiştirmek geliyor. Blog ayarlarına gidiyorum, orada hiç aklımda olmayan ve hatta gerekli de olmayan bazı değişiklikler yapıyorum, geri dönüyorum, yazmaya devam ediyorum.
Kısaca; öyle ya da böyle, aynı anda birkaç şeyle uğraşıyor buluyorum kendimi. Masamın üzeri hep dağınık. Bazen kafam o kadar yoğun oluyor ki, kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. O yüzden yazmak daha kolay geliyor. Birisine uzun uzadıya bir şey anlatamıyorum hiç. Şöyle yavaş yavaş, rahat rahat konuşan insanları da gıpta ile izliyorum. Dünyadaki tüm zaman onlarınmış gibi.
Tek bir şeye odaklanamıyor olmam bir problem mi yoksa odaklanamadığımdan birkaç işi aynı anda yapmam bir meziyet mi?
Sadece durum tespiti yapmış olayım, daha derinlere inmeyeyim. Altından ne canavarlar çıkar kim bilir?
Leave a comment