Written by

Doğumumuzla birlikte, hayatımızda her olasılık mevcut. Hangi anne babanın çocuğu olduğumuzdan, hangi ülkede doğduğumuzdan bağımsız olarak, hangi lisanı duyarsak, onu öğrenmemiz bana çok anlamlı geliyor. Yazdıklarımın hiçbiri bilimsel bir gerçeğe dayanmasa da, birçok araştırmanın da bu yönde kanıt olduğunu biliyorum. Genetik mirasımızın var olduğu gerçeğini kabul ediyorum, ama o mirası reddetme olasılığını seçiyorum. 

Ailesindeki erkeklerin 40 yaşından sonra kalp krizi geçirdiği veya tansiyon hastası olduğu gerçeğiyle büyüyen insanların, 40 yaş sonrası kalp krizini beklemeleri hikayelerini duymuşsunuzdur. Büyük olasılıkla kalp krizi de bulur onları. Genetik mirasına bilinçsizce sahip çıkmanın etkisiyle ve korkuyla, kendisinin beklediğinden bile habersiz, bekler bazı insanlar hastalıkları.

Etraftan duyduklarımız hayatımızı şekillendiriyor. Nasıl dil öğrenimimiz, bilinçsizce başlıyorsa, yetişkinlikteki fikirlerimiz, inançlarımız, kararlarımız da önce aile, sonra okul, arkadaşlar, kısaca çevrenin etkisiyle var oluyor çoğu zaman. Bir fikrimi belirtirken, kimin konuştuğunu düşünüyorum bazen. Ailemden gelen kalıplar, toplumsal kabullenilmişlikler, arkadaşlarım, kim konuşuyor? Beni ben yapan ailem, çevrem, arkadaşlarım olsa da, kendim olmaya, birey olarak düşünmeye çabalıyorum. 

Beynimiz, gördükleri ve duydukları arasından, tanıdık olanları seçmeye meyilli. Hata yapmamak için tanıdık olanı, bildiğimizi görmeyi, duymayı seçiyoruz. Bu güvenli alan. Güvenli alanımızda olduğumuzda, her şey yolunda gibi görünüyor. Geçmiş deneyimlerimize dayanarak, doğru yaptığımıza olan inancımızla yolumuza devam ediyoruz, ama sınırsız olasılıklar arasından farketmediklerimizle de çok şey kaçırıyor olmaktan korkuyorum hep. 

Genetik mirasımı reddetmeyi seçtim. Oldukça sağlıklı bir ailenin çocuğuyum aslında. Ailede herhangi bildiğim bir hastalık yok. Göz rengim, saç rengim annem babam tarafından bana geçmiş olabilir, ama ailemde olan veya olabilecek hastalıkları miras almıyorum. 

Bir yandan da, evrensel bilinç var ya da kolektif bilinçaltı. Jung’un tabula rasa’yı yok sayması ve arketipleri ile hayat bulan kolektif bilinçaltı. Jung’un bilimselliğine ulaşabilmem mümkün değil burada. Amacım da o değil, sadece arketiplerin nereden çıktığını merak edenlere kaynak olur belki diye bahsettim. 

Esas bahsetmek istediğim ise, “kurban” kimliğimiz. Hayatımızda bizi mutsuz eden her ne varsa, sebebini dışarıda aradığımız sürece, karşımızdaki insanların bizi mutsuz etmesine izin verdiğimiz sürece, hastalıklarımızın hastalıklarımızın sebeplerini de “kader” de aradığımız sürece, kendimizi “kurban” ilan etmiş olmuyor muyuz?

Bu başka bir yazının konusu. Bugün sadece giriş yapmış oldum. 

Hayatımda ne varsa, benim eserim. Kurban olmamayı seçiyorum.

 

Leave a comment