Hayatımız bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız seçimlerden oluşuyor. Etrafımızda şikayet ettiğimiz ne varsa, sorumlusu bizleriz. Hatta biraz daha ileri giderek, hastalıklarımızdan bile biz sorumluyuz diyorum.
Güzel olanları üstlenmek kolay. Asıl iş sevmediğimiz durumların da sorumluluğunu üstlenmek. Birisinin bizi üzdüğünü söylediğimizde, bizi üzen kişiyi “ilişkiyi yöneten”, kendimizi de “kurban” rolüne soktuğumuzun farkına varmak çok da kolay değil. Kimsenin bizim üzerimizde gücü olduğunu kabul etmeyiz, ama bizi üzerler, sinirlendirirler, aldatırlar, terkederler, döverler, ağlatırlar, hasta ederler, yani bizi yönetirler etrafımızdakiler aslında.
Dayak yiyen kadınların, dolandırılan insanların, işten kovulanların, iflas edenlerin ya da hasta olanların her zaman mağdur olduğuna inanmıyorum. Sonuca varıldığında, sonuç istemediğimiz gibiyse, süreci incelemekte fayda var. O duruma gelmek için neler yaptığımıza da bakmak gerekiyor.
Bir kere dayak yiyen kadının, ikinci dayağı kendi seçimidir. Seçim ise gitmek ya da kalmaktır. Kalmak, kabullenmektir. “Gidecek yerim yok.” demek ise çaresizlik değil, bahanedir.
Kimsenin beni üzmemesini veya sinirlendirmemesini seçiyorum ben. Karşımdakinin davranışı, bana yöneltilmiş olsa dahi, benim üzülmemden bağımsızdır. O davranışa üzülmek benim seçimimdir. “Beni üzdü.” demem, o kişinin benim duygularımı yönetebileceği anlamını taşıyor ki, benim gibi kontrol manyağı biri bunu kolay kabullenemiyor.
Hastalıklarımızın bilinçaltı sebepleri olduğu inancı da hakim bende. Kimse bilinçli olarak hasta olmayı seçmez, ama bilinçsizce hastalığın işe yaradığını düşündüğümüz durumlar da var. Louise Hay’in “Düşünce Gücüyle Tedavi” kitabını çok severim ve şiddetli savunucusuyum. Çoğu insana bahsetmem bile, anlatmak zor gelir. “Evet, güzelim, sen kansersin, ama bu da senin seçimin.” demem için sanırım biraz daha gelişmeye ihtiyacım var.
Bu sıralar şiddet gören kadınlar için toplu bir hareket var. Milyonlarca insan dans edecek. Bir yanım savaşıyor bu durumla. Desteklemek istiyor ilkel yanım, kadın yanım, belki insan yanım. Öte yandan da desteklememin bu durumun var olduğuna ve var olacağna dair bir onay olduğu hissini atamıyorum üzerimden. Tabii ki böyle bir durum var, ama yüzyıllardır zayıf görülen, güçsüz kabul edilen, ezilmeye alışmış kadınların DNA’larına işlemiş olan bu şiddet görme gerçeğini kabullenmişliklerinin de payını bir türlü yok sayamıyorum. Olayın özü güzel. Toplu bir hareket var, bilinçlendirme, harekete geçirme, farkındalığı sağlama hareketi. Yine de ben kendim için ayakta durmayacaksam, kendi hakkımı, kendi bedenimi, kendi varlığımı, kendi özümü korumayacaksam, benim için dans eden bir milyar insanın bana faydasının ne olabileceğini çözebilmiş değilim. O yüzden de facebook’ta günlerdir süregelen bu duyurular için “beğen” tuşuna bir türlü gitmiyor elim.
Bir gün olur da dayak yersem, bana el kaldıran insanı suçlamak yerine, kendimin nerede hata yaptığımı düşüneceğime eminim. Neden öyle birini hayatıma soktuğumu sorgulayacağıma. “Demek dayağı haketmişim” diyeceğime de.:)
Hastalığını bahane ederek ilgi görmek, haklı olmak için uğraşan insanlar da tanıdım. Kolay tanıdım, çünkü ben de o insanlardan biri oldum hayatımın bir devresinde.
“Senin için saçımı süpürge ettim.” edebiyatına da bayılırım. “Senin için nelerden vazgeçtim ben, biliyor musun?” diyenleri de duydum. (Bunları söyleyince zaten vazgeçilen hayatın önemi kalmıyor, tabii.) Fedakarlığı için alkış alamayan, üstüne üstlük bir de değeri bilinmeyen insanların veryansınları. Şimdi karşımda bana bunları söyleyen biri veya birileri olursa, ben de karşılığında, “O “nelerden”lerden vazgeçmeseydin, saçını süpürge etmeseydin.” dersem, ben kötü olurum, değil mi?
O yüzden kimseden benim için bir şey yapmasını istememeyi öğrettim kendime. Herkes kendi seçimlerinden sorumlu olsun. Sonuçlarını da karşılayabilecek güce sahip olsun. “Sorunlu” insanlar olacağımıza, “sorumlu” insanlar olabilelim. Kimseye israr etmem, edemem. Kimsenin benim için bir programından vazgeçmesini istemem. Kimse de benden istemesin zaten. Herkes mutlu olduğu kadar mutlu edebilir sevdiklerini. Benim isteğimle kendi istediğinden vazgeçen insanın bilinçsiz içerlemesi korkutur beni.
Büyümek, yetişkin olmak yanında davranışlarımızın ve seçimlerimizin sonuçlarının sorumluluğunu almayı da getirdi yanında. İyi ki de getirdi. Hayatımda iyi veya kötü olan her şey benim seçimim. İyileri tutmayı, kötüleri iyiye dönüştürmeyi seçiyorum.

Leave a comment