Yine takıntılı olduğum bir konu geliyor.
“Türkçe ve nasıl kullandığımız.” Bunu yazmak bana düşer mi bilemem, ama yazmak istediklerim yine kendimle ilgili. Bir mesaj kaygım yok. En doğruyu biliyorum da diyemem. Yine de bu konuda yazmadan da geçemeyeceğim.
İnterneti daha sık kullanmamla bu takıntıyı geliştirdim. Her zaman doğru yazmaya özen gösterdim. Mesajlaşma dilini bir türlü benimseyemedim. Kısa mesaj atarken bile, cümle sonlarında noktam hep vardır. Soru işaretini ihmal etmem, edemem. Rahatsız olurum kullanmazsam. Cep telefonumda noktalama işaretlerini kullanmam için birden fazla tuşa basmam gerekse de, “zaman kaybı, üşeniyorum” filan demeden, kullanmaya çalışırım hepsini. Hatta iki kere space tuşuna basınca, nokta çıkıveriyor. Yani adamlar işi kolaylaştırmışlar bile.
Bir mesajlaşma dili olduğunu kabul ediyorum artık. “Gideceğim.” yazan çok az insan var. Adı üstünde “kısa mesaj”. “Gidicem, gelicem, yapıcam”, daha bir sürü örnek var konuşma dilinin yazıya taşındığı. Evet, kabul ediyorum, ama kullanmayı pek beceremiyorum. Her mesaj dili kullanışımda, kendime ihanet ediyormuş hissine kapılıyorum.
Takıntım o kadar üst boyutlarda ki, TDK favori sayfalarım arasında. Olur da bir şey yazarken emin olamıyorsam, hemen bakıyorum. Hiç üşenmiyorum. Bunu da takıntı yaptığım için çok üzülmüyorum aslında. Doğru yazmam gerektiğine inanıyorum. Dikkatli ve özenli olmam gerekli. Dış görünüşümüze, görgü kurallarına, hal ve tavırlarımıza nasıl dikkat ediyorsak, dil kullanımına da o denli özen göstermeliyiz.
“Dahi” anlamında kullanılan “de ve da”‘ları kelimeye bitişik yazmam için birisinin kafama silah dayaması gerekli. O koşulda bile zorlanabilirim. “Çek tetiği” dediğimi duyabiliyorum. Zaten öyle yazarsam da çeksin tetiği, kim dayamışsa o silahı başıma. (Üstelik niye dayamış?)
Okuldaki Türkçe öğretmenlerini çok taciz etmişliğim var. Hatta telefonla aradığım bile olmuştur. Onlar benim hakkımda ne düşünürler bilemiyorum, ama kendimi tutamadığım da kesin.
Yanlış yazılan, yanlış kullanılan o kadar çok kelime var ki, aklım almıyor. İlkokul 5. sınıf bilgisi çoğu. Ama anlaşılıyor ki hiç içselleşmemiş verilen eğitim. Buradan bu sonucu çıkarmakta bir sakınca yok. Herkes (ya da “herkez”!!!!) bu eğitimi aldı, peki niye hayata geçirememiş insanların çoğu?
Facebook’a kayıt olmamla, bu takıntım gelişti de gelişti. Bakıyorum insanlar sevdikleri sözleri paylaşıyor. Cümlelere bakıyorum, bir sürü hata var. “De-da”‘lar ayrı yazılmamış, nokta ve virgül ikilisinin zaten yeri yok çoğu yazıda, soru işareti desem, o ya iyice üst seviye ya da bilgisayarda tuşu yok, “ki”‘ler bitişik. Tam bir şenlik havası var. O paylaşılan sözlerin sahipleri okusa, zaten mezarlarında ters dönerler.
En sık yapılan yanlış da “HERŞEY” yazmak. Görünce tüylerim diken diken oluyor. “Şey” isim yerine kullanılıyor ve nasıl “hermasa” yazmıyorsak, “herşey” de yazamayız. Ne kadar önemsiz değil mi bu yazdıklarım? Kim takar bunları? Neden önemseyelim ki? Yaz gitsin işte.
Ben önemsiyorum. Kendime gösterdiğim özenin bir parçası olarak kabul ettim bunu. Doğru yazmak, kendimi düzgün cümlelerle ifade etmek benim için olmazsa olmaz. Mesaj dilini yok sayıyorum. Gördükçe veya okudukça benimseyebildiğim bir şey değil. (“BİRŞEY mi yoksa? :-)) İnsan zamanla her şeye alışıyor esasen. Eskiden öğrencilerin çok garip gelen davranışları, şimdi normal gelmeye başladı. Birçok şeye alıştım. Benimsemiş değilim ya da onaylıyor, ama artık bazı davranışlar beni daha az şaşırtıyor.
Türkçe ve kullanımı konusunda ise alışmayı reddediyor bünyem. Öyle takılmışım ki, doğru yazan insanlara saygım artıyor.
Çok sağlıklı görünmeyebilir dışarıdan. Yine de devam edeceğim doğru yazmaya ve yazmayanları görünce şaşırmaya ve paylaşılan özlü ve güzel sözlerdeki hatalara kızmaya ve utanmadan, sıkılmadan, kırmadan düzeltmeye.
Leave a comment