Written by

     Kişisel gelişimcilerin çok sık söylediği, oldukça klişe hale gelmiş bir şey var. 

“Hayatımıza giren herkes bir sebeple giriyor ve işleri biterse de, çıkıp gidiveriyorlar.”

     Bunu benimsemek çok kolay değil bence, ama ben etrafımdaki insanlara baktığımda, hele de dönemlere ayırdığımda o insanları, çok rahat anlıyorum ki herkes, ama istisnasız herkes, hayatıma bana bir şey öğretmek için girmiş. Bazıları çıkmış gitmiş sessiz sedasız, bazıları ile ara vermişiz ve yıllar sonra tekrar karşılaşmışız, bazıları hala hayatımda. Elbette benim de onlara öğrettiğim şeyler vardır. Öğrettiklerim derken kitap bilgisinden bahsetmiyorum. Herkes kendi hayatıyla ilgili bir ders alıyor işte.

     Bazıları sessiz sedasız yok oluyor, çünkü vakitleri doluyor. Bazıları kanata kanata gidiyor, biz istemeden, hazır olmadan. Bazen de biz gidiyoruz. Her ne olursa olsun işimiz bitiyor, o kişi karmamızdan çıkıyor.

     Etrafımdaki herkesin benim aynam olduğuna inanmaya başlayalı çok oldu. Bazen unutuyorum. Birisine öfkeleniyorum, içerliyorum, gülüyorum. Sonra birden bir ışık çakıyor gözümün önünde. “Dur yahu, bu güldüğün, sinirlendiğin, içerlediğin sensin. Bir bak bakalım, neden bu duygulara yeniliyorsun?” Cevabı her zaman bulamıyorum. Demek çok derinlerde saklı, ama biliyorum ki, yüzleşmeye hazır olduğumda saklı yanlarımla, onlar da çıkacak içerilerden bir yerlerden. Her zaman kendimle ilgili iyi şeyler de buluyor değilim. Buların hiçbirini yok saymamaya çalışıyorum ki, kendimi tanımaya, bilmeye, gerçekleştirmeye açık olayım.

     İki ay evvel, 18 yıldır konuşmadığım üniversite arkadaşımla tekrar bir araya geldik. Can dostumdu. Gençlik halleri bazı yanlarımızı hoş görmemizi engelledi sanırım. İlişkimizin iyileşmeye ihtiyacı vardı, çıktık hayatlarımızdan. Tam 18 yıl haber almadık birbirimizden. Sonra tekrar karşılaştık. Hiçbir şey değişmemiş olabilir mi? İletişim açısından? 40 yaşında iki insan, 20’li yaşlarda güldükleri şeyleri hala hatırlar ve hala aynı şeylere güler mi? Bu tarz “uzun zaman sonra buluşmalar” ilk değil hayatımda, ama bu farklı oldu. Neden şimdi? Yerine koyacak bir can dost bulamadığımdan mı yoksa anca mı hazırlandık birbirimize? O kadar çok muydu sarılacak yaralar, iyileşecek duygular?

    Şimdilik sorgulasam da çok üstünde durmuyorum sebeplerin. Elbette çıkacak ortaya. Su sıralar varlığı yeterli. Gülüyoruz, günde 5-6 kere konuşup, mesajlaşıyoruz. Fark ettik ki; 18 sene evvelini yaşıyoruz. O zaman da saatlerce telefonda olurduk, her gün görüşmemize rağmen. Ben daha sonrasında saatlerini telefonda harcayanlardan olmadım. Çok da sevmem. Bu farklı işte.

     Kocamdan gitmem ise acılı oldu esasen. Çok belli etmemişimdir, ama sonra sonra fark ettim ki, kendimden kaçmışım. Hem de kendimi bulabilmek için. O zamanlar bunu anlamak için erkenmiş, tabii. Zamanla oturdu tüm taşlar yerine. İyi ki gitmişim, iyi ki bana varmak için doğru yolun o olduğunu bilinçsizce bilmişim.

     Şimdi yine birisi çıktı hayatımdan. Bu sefer adım adım neden geldiğini, neden kaldığını ve neden çıktığını takip edebildim. Çok hoşuma da gitti. Sessizce çıktı gitti. Kendimle ilgili o kadar çok şey öğretti ki, teşekkür etmemem haksızlık olur.

     Demem o ki; etrafımıza baktığımızda, kimi seviyoruz, kimden hoşlanmıyoruz, kime sinir oluyoruz, kime hayranlık duyuyoruz kendimizde izlerini aradığımızda mutlaka buluyoruz. Ben bunu biraz da oyun haline getirdim. Özellikle beni rahatsız eden insanlar konusunda. İyi yanlarıma daha hakimim, kabullenmesi kolay tabii. Geliştirmem gereken yanlarımı buluyorum beni rahatsız eden kişilerde. Artık kabul etmek de kolay, yeter ki bulayım. Bulduktan sonra, onların üstüne gitmek, o huyları törpülemek tam bir macera. Ben de bu macerayı seviyorum.

     Hayatıma giren ve hayatımdan çıkan herkes bana çok şey öğretti kendimle ilgili. Çoğuna da müteşekkirim. Umarım benim de onlara ufak da olsa bir faydam dokunmuştur. Herkesin yolu açık olsun, herkes sevgiyle kalsın.

 

    

 Image

Leave a comment